
“Ah sonumu küçük şeyler getirecek benim
Küçük meselelere büyük takılacağım
Kâğıt kesiğinden olacak sonum
Boşluğuma geleceğim kendimin
Biliyorum”
Bu mısraları internette gördüğüm günden beri zaman zaman içimden okuyup duruyorum. Bu güzel mısraların kime ait olduğunu tam olarak bilmesem de bu şiir’in, Didem Madak‘a ait olduğuna dair yazılar görmüştüm. Tam emin değilim. Bu güzel mısraların sahibi her kim ise, kendisine çok teşekkür ediyorum…
İnternette karşımıza çıkan bazı dizeler vardır. Kimin yazdığı bilinmez, bir kitapta adı geçmez belki ama kalbe saplanan bir cümle gibi orada öylece kalır. İşte bu şiir de tam olarak öyle bir yerden dokunuyor insana. Ne koca fırtınalar, ne büyük kayıplar… Bazen insanı yıkan şey, küçücük bir detay olur; bir bakış, bir söz, bir kâğıt kesiği…
Bu isimsiz şiirin en çarpıcı yanı da tam olarak bu: “Sonumu küçük şeyler getirecek” diyen bir farkındalık hali. Hayatın en büyük trajedilerinin, aslında görünmez inceliklerde saklı olduğunu anlatıyor. İnsan, devasa acılara karşı bir şekilde savunma geliştiriyor belki. Ama küçük şeyler, savunmasız yakalıyor bizi. Kimse bir kâğıt kesiğine hazır değildir.
“Boşluğuma geleceğim kendimin” dizesi, şiirin kalbidir adeta. Hep birilerinden bir şeylerin gelmesini beklerken, aslında kendi iç boşluğumuza çarpmanın yorgunluğunu anlatıyor. Kendi kendimizin sorunu, kendi kendimizin yarası olduğumuzu…
Bu şiirin kime ait olduğunu bilmesem de, aslında hepimize ait olduğunu hissediyorum. Belki bir sabah uyanıp da nedensizce içimizin sıkıldığı o günün şiiri bu. Belki de saatlerce anlatamadığımız ama bir mısrada özetlenen bir yorgunluğun ifadesi.
Sanatın gücü bazen adının kimde olduğu değil, kimin içinde bir yankı uyandırdığıdır. Bu şiir de yankı bırakıyor; sessiz, küçük ama keskin.
Kâğıt kesiği kadar…


0 Comments