
Önceki Film: 28 Gün Sonra
2002 yapımı 28 Days Later’ın büyük başarısının ardından, yönetmen Juan Carlos Fresnadillo önderliğinde çekilen “28 Weeks Later”, izleyiciyi bu sefer çok daha karanlık, yoğun ve politik bir atmosferle baş başa bırakıyor. İlk filmde İngiltere’yi kasıp kavuran Rage virüsü, insanları birer akıl dışı canavara dönüştürmüştü. Devam filmi olan “28 Weeks Later” ise, bu büyük salgının ardından toplumun nasıl yeniden ayağa kalkmaya çalıştığını, umutla başlatılan bir yeniden yerleşim sürecinin nasıl tekrar felakete dönüştüğünü anlatıyor. Film, sadece bir zombi kıyameti sunmakla kalmıyor, aynı zamanda insan psikolojisine dair keskin gözlemler içeriyor. Suçluluk, ihanet, hayatta kalma güdüsü ve kontrolün kaybı gibi temalar, filme dramatik bir derinlik katıyor.
Filmin Konusu: 28 Hafta Sonra Ne Oldu?
İngiltere, Rage virüsünün patlak vermesinden tam 28 hafta sonra hâlâ harap, terk edilmiş ve ölüm sessizliğine gömülmüş bir ülke görünümündedir. Virüs, insanlık tarihinin gördüğü en ölümcül biyolojik felaketlerden biri olarak İngiltere nüfusunun büyük kısmını yok etmiştir. Enfekte olanlar kısa sürede saldırgan zombilere dönüşmüş, enfekte olmayanlarsa ya öldürülmüş ya da başka ülkelere kaçmayı başarmıştır. Ancak geçen zamanla birlikte, virüsün etkisinin sona erdiği ve enfekte olmuş herkesin öldüğü raporlanmıştır. İngiltere artık “temiz” kabul edilir.
Bu noktada, yeniden yapılandırma süreci başlar. Amerikan ordusu, Londra’nın Isle of Dogs bölgesinde “District One” adı verilen güvenli bir alan inşa eder. Yüksek güvenlik önlemleri, keskin nişancılar ve biyometrik kimlik sistemleriyle çevrilen bu bölge, virüs sonrası ilk yeniden yerleşim alanı olarak ilan edilir. ABD öncülüğünde başlayan bu süreçte, İngiltere’ye dönmek isteyen bazı İngiliz vatandaşları kontrollü bir şekilde bölgeye alınmaya başlar. Yeniden bir düzen, bir medeniyet kurulabileceği ümidi doğmuştur. Fakat bu umut dolu çaba, aslında insan hatalarının tekrar etmesiyle yeniden yıkılacaktır.
Hikâye burada başlar. Karakterimiz Don, 28 hafta önce eşi Alice ile birlikte bir kır evinde hayatta kalmaya çalışırken, enfekte olanların saldırısına uğramıştır. Kaçarken eşini geride bırakmak zorunda kalır. Bu karar, onun tüm psikolojisini şekillendiren derin bir suçluluk duygusuna dönüşür. Don, şimdi güvenli bölge olan District One’da görev almış, güvenlik sistemlerinden sorumlu bir birey hâline gelmiştir. Olaylar, Don’un uzun süredir ayrı kaldığı çocukları Tammy ve Andy’nin bölgeye getirilmesiyle yön değiştirir. Annelerinin öldüğünü düşünen iki kardeş, Londra’daki eski evlerine kaçak bir şekilde girip bazı kişisel eşyaları almak isterler. Ancak burada, şok edici bir gerçekle karşılaşırlar: Anneleri Alice hâlâ hayattadır.
Alice’in hayatta olması başlı başına büyük bir olaydır. Ancak daha çarpıcı olan, Alice’in virüse bağışıklığı olmasıdır. Enfekte bireyler tarafından ısırılmış ama dönüşmemiştir. Bu da onu bilimsel bir mucize hâline getirir. Lakin askeri komuta ve sağlık otoriteleri bu durumu değerlendirmek yerine, protokollere sıkı sıkıya bağlı kalmayı tercih eder. Alice karantinaya alınır ama yeterli analiz yapılmadan yalnız bırakılır.
Alice’in virüs taşıyıcısı olduğu anlaşılmadan önce, Don onu ziyaret eder. Aralarındaki duygusal karşılaşma, Don’un eşine duyduğu özlemle birleşir ve onu öpmeye karar verir. Ancak bu, felaketin yeni başlangıcı olur. Alice’in taşıyıcı olması nedeniyle Don’a virüs bulaşır ve birkaç dakika içinde kendini kaybederek eşini vahşice öldürür. Böylece ikinci enfeksiyon dalgası başlar.
Don’un enfekte olmasıyla birlikte, güvenli bölgede görevli olan askerler durumu kontrol altına almaya çalışır. Ancak bu defa virüs çok daha hızlı yayılır. Enfekte olanlar güvenlik bölgelerini aşar, karantina çöker, insanlar panik içinde kaçışmaya başlar. Amerikan ordusu ise çözüm olarak “Code Red” protokolünü devreye sokar: Artık sivil-asker ayrımı yapılmadan herkes öldürülmelidir. Hayatta kalmak için zombilerden değil, insanlardan da kaçmak gerekmektedir.
Kaosun ortasında, hayatta kalmaya çalışan iki çocuk Tammy ve Andy ve onları kurtarmaya çalışan bir grup vicdanlı asker ön plana çıkar. Özellikle Scarlet, Alice’in bağışıklığını keşfeden ve Andy’nin de bu bağışıklığı taşıyabileceğini düşünen tıp subayı, bilim ve vicdan arasında çırpınan bir karakterdir. Scarlet, Andy’yi virüse karşı bir umut olarak görür ve onun yaşamasını her şeyden çok önemser.
Bir diğer önemli karakter Doyle, kendi emirlerini çiğneyerek Scarlet ve çocukları korumaya karar verir. Şehir artık yaşanmaz bir hâl almıştır. Her adımda zombiler ve keskin nişancıların tehdidi vardır. Kaçış sahneleri, özellikle metro tünellerinde geçen sekanslar, filmin en yüksek gerilimli anlarıdır. Karanlık, dar koridorlarda hayatta kalmaya çalışan karakterler, hem zombilerle hem de karanlıkla mücadele eder.
Doyle’in fedakârlığı, insanlık adına unutulmaz bir andır. Bir aracı çalıştırarak grubu kurtarırken kendini feda eder. Scarlet ise son ana kadar Andy’yi korumaya çalışır ama ne yazık ki öldürülür. Geriye Tammy ve Andy kalır.
Tammy ve Andy, sonunda bir helikopterle İngiltere’den kaçarak Fransa’ya ulaşmayı başarır. Ancak filmin sonunda gösterilen kısa bir sahne, bütün bu çabanın aslında boşuna olduğunu düşündürür: Paris sokaklarında koşan zombiler… Yani Rage virüsü artık Avrupa kıtasına da yayılmıştır. Bu sahne, olası bir devam filmi olan “28 Months Later” için açık bir kapı bırakır.


0 Comments