Sevmediğin Karakteri Yarat ve Mahvet: Yazarlıkta Acımasız Olmanın Sanatı!

Sevmediğin karakteri yarat ve mahvet. Yazarlıkta karakterlere acı çektirmenin, çatışma kurmanın ve unutulmaz karakterler yaratmanın inceliklerini keşfet.


1533

Bir hikaye yazmaya başladığında aklında canlandırdığın ilk şeylerden biri muhtemelen okurun seveceği bir karakterdir. Onun güçlü, zeki, cesur veya adaletli olmasını istersin. Başına güzel şeyler gelsin, karşılaştığı sorunları çözsün ve hikayenin sonunda hak ettiği yere ulaşsın beklersin. Peki ya iyi bir hikaye yazmanın yolu, karakterini koruyup kollamaktan değil, onu en zayıf olduğu yerden vurmaktan geçiyorsa?

Bir yazar olarak kendine şu soruyu sormanı istiyorum: Sevmediğin bir karakter yaratsaydın ona neler yapardın?

Belki onu en büyük korkusuyla yüzleştirir, güvendiği insanları birer birer kaybetmesini sağlar veya kendisi hakkında inandığı bütün gerçekleri sorgulamasına neden olurdun. Belki de onu öyle bir karar vermek zorunda bırakırdın ki hangi yolu seçerse seçsin bir şeylerden vazgeçmek zorunda kalırdı. İşte tam bu noktada yazarlığın en ilgi çekici taraflarından biri ortaya çıkar: Karakterine acımamak.

Çünkü bir karakteri yaratmak, ona yalnızca bir isim, bir geçmiş ve birkaç kişilik özelliği vermek değildir. Onu sınamak, sınırlarını keşfetmek ve en önemlisi, zor koşullar altında gerçekte kim olduğunu ortaya çıkarmaktır.

Sevdiğin Karakteri Korumayı Bırak (!)

Yazarların karakterleriyle duygusal bir bağ kurması son derece doğaldır. Onları sıfırdan yaratır, geçmişlerini belirler, hayallerini şekillendirir ve geleceklerini tasarlarlar. Zamanla karakterler, yazarın zihninde yalnızca kurgusal kişiler olmaktan çıkar; tanıdık, hatta yakın hissettiren varlıklara dönüşür.

Ancak bu bağ bazen hikayenin önündeki en büyük engellerden biri haline gelebilir. Normalde yazar, sevdiği karakterin zarar görmesini istemez. Onu tehlikelerden uzak tutar, hatalarını kolayca telafi eder ve karşılaştığı sorunları beklenenden daha rahat çözer. Karakter her defasında bir şekilde kurtulur. Sanki bir süper kahraman gibi! Kaybetmesi gereken yerde kazanır, yüzleşmesi gereken yerde kaçar ve değişmesi gereken yerde aynı kalır.

Sonuçta ortaya kusursuz görünen ama okurun zihninde iz bırakmayan bir karakter olarak kalır. Oysa okurun zihninde iz bırakabilmesi için bazen mağdur, bazen zayıf, bazende çok çirkin olması gerekir. Çünkü okur, karakterin yalnızca başarılarını görmek istemez. Onun başarısızlıklarına, korkularına, pişmanlıklarına ve yanlış kararlarına da tanıklık etmek ister. Çünkü gerçek insanları ilgi çekici kılan şey, her zaman ne kadar güçlü oldukları değil, zayıflıklarıyla nasıl mücadele ettikleridir.

Bu nedenle karakterini seviyor olsan bile onu korumak zorunda değilsin. Hatta bazen ona yapabileceğin en büyük iyilik, onu hiç istemediği bir durumun içine atmaktır. Karakterini rahat bırakma. Onu sınırlarına kadar zorla.

Peki, Sevmediğin Bir Karakteri Yaratmak Ne Anlama Geliyor?

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Sevmediğin karakteri yaratmak, mutlaka kötü, ahlaksız veya okurun nefret edeceği birini yazmak anlamına gelmez. Asıl mesele, karakterin başına gelecekler konusunda duygusal olarak tarafsız kalabilmektir.

Bir karakterin kibirli, bencil, korkak, kıskanç veya acımasız olduğunu düşünelim. Onu bu özelliklerinden dolayı sevmeyebilirsin. Fakat yalnızca bu özellikleri sıralamak, onu etkileyici bir karaktere dönüştürmeye yetmez. Onu gerçek anlamda tanımak için davranışlarının sonuçlarını göstermen gerekir.

Kibirli karakterin, kendisinden daha yetenekli birinin karşısında çaresiz kalmasını sağlayabilirsin. Herkesi kontrol etmek isteyen karakteri, hiçbir şeyi kontrol edemediği bir durumun içine sokabilirsin. İnsanlara güvenmeyen karakteri, hayatta kalabilmek için başka birine güvenmek zorunda bırakabilirsin.

Böylece karakterin yalnızca özelliklerini anlatmaz, bu özelliklerin onun hayatını nasıl şekillendirdiğini de gösterirsin. Örneğin, kimseye ihtiyaç duymadığını düşünen bir roman kahramanı yarat. Bütün sorunlarını tek başına çözmeye alışmış, yardım istemeyi zayıflık olarak gören biri olsun. Hikayenin başında bu özelliği onun güçlü görünmesini sağlayabilir. Ancak ilerleyen bölümlerde aynı özellik, onu giderek daha zor bir duruma sürüklesin.

Önemli bir konuda yardım istemeyi reddetsin. Bunun sonucunda değer verdiği birini kaybetsin. Ardından hatasını fark etse bile gururu yüzünden özür dileyemesin. Artık karşımızda yalnızca inatçı bir karakter yoktur. Kendi özellikleri yüzünden sorun yaşayan, seçimlerinin sonuçlarıyla yüzleşen ve değişmek zorunda kalan bir insan vardır.

Etkileyici karakter yazımının gücü de tam olarak burada ortaya çıkar.

Bir Karakteri Mahvetmenin İlk Kuralı: En Çok Neyi İstediğini Öğren

Bir karaktere gerçekten zarar vermek istiyorsan işe rastgele felaketler yaratarak başlamamalısın. Önce onun ne istediğini anlamalısın. Çünkü bir karakterin başına gelen olayın ne kadar önemli olduğunu belirleyen şey, olayın büyüklüğünden çok karakter için ne ifade ettiğidir.

Dünyayı kurtarmak isteyen bir kahramanın başarısız olması büyük bir çatışma yaratabilir. Ancak sıradan bir insan için ailesinin güvenini kaybetmek, bütün servetini yitirmekten çok daha yıkıcı olabilir. Başarıya her şeyden fazla önem veren biri için ikinci olmak büyük bir yenilgiyken, geçmişindeki bir hatayı telafi etmeye çalışan biri için affedilmemek asıl yıkım olabilir.

Bu nedenle karakterinin en büyük arzusunu belirle. Sevilmek mi istiyor? Güç sahibi olmak mı? Geçmişinden kurtulmak mı? Kendini kanıtlamak mı? Yoksa yıllardır sakladığı bir sırrın ortaya çıkmasını engellemeye mi çalışıyor? Ardından kendine şu soruyu sor: Bu karakterin istediği şeyi elde etmesini imkansız hale getirseydim ne olurdu? (İşte bu harika bir soru, eğlence yazar için şimdi başlıyor.)

Diyelim ki karakterin bütün hayatını başarılı olmak üzerine kurmuş. Ailesi tarafından sürekli küçümsenmiş ve bir gün herkese kendini kanıtlamaya yemin etmiş. Onu başarılı olmaktan mahrum bırakabilirsin. Fakat daha güçlü bir çatışma yaratmak için bundan fazlasını yapabilirsin: Başarılı olmasını sağlayan özelliğin, aynı zamanda başarısızlığının nedeni olsun.

Hırsı yüzünden çevresindeki insanları ihmal etsin. Kazanmak uğruna dostluklarını feda etsin. Sonunda istediği başarıya ulaşsın ama bunu kutlayacak kimseyi yanında bulamasın. Böyle bir son, karakterin yalnızca kaybetmesinden daha etkili olabilir. Çünkü karakter istediği şeyi elde etmiş, fakat onu elde etmek uğruna asıl ihtiyaç duyduğu şeyleri kaybetmiştir. İşte bir karakteri mahvetmenin sanatı budur: Onun hayatını rastgele zorlaştırmak değil, kendi arzularını ve seçimlerini bir çatışmanın parçasına dönüştürmek.

Karakterine İşkence Etmenin En Etkili Yolu Onu Seçim Yapmaya Zorlamaktır

Bir karakteri sürekli tehlikeye atabilirsin. Peşine kötü adamlar takabilir, yaşadığı şehri yıkabilir, sevdiklerini tehlikeye sokabilir veya onu ölümle burun buruna getirebilirsin. Ancak bütün bu olaylar, tek başına güçlü bir hikaye oluşturmak için yeterli değildir.

Çünkü asıl çatışma, karakterin başına gelenlerden çok, başına gelenler karşısında ne yaptığıyla ilgilidir. Düşün ki bir karakterin önünde iki seçenek var. İlkini seçerse en yakın arkadaşını kurtarabilecek ama yıllardır sakladığı bir sırrı açıklamak zorunda kalacak. İkinciyi seçerse sırrını koruyacak ama arkadaşının hayatını tehlikeye atacak. Burada kolay bir çözüm yoktur. Hangi yolu seçerse seçsin bir bedel ödeyecektir. İşte okuru hikayeye bağlayan sorulardan biri budur: Sen onun yerinde olsaydın ne yapardın?

Karakteri zor seçimlerle karşı karşıya bırakmak, onun değerlerini sınamanın en etkili yollarından biridir. Kendini dürüst biri olarak tanımlayan bir karakter, sevdiği birini korumak için yalan söylemek zorunda kalabilir. Adalete inanan biri, masum bir insanı kurtarmak için kanunları çiğnemeyi düşünebilir. Her zaman cesur olduğunu iddia eden biri, korktuğu anda kaçmayı seçebilir. Bu durumlarda karakterin gerçek kişiliği ortaya çıkar.

Üstelik karakterin yanlış seçim yapmasına izin vermelisin. Her zaman doğru olanı yapan, bütün sorunları akılcı biçimde çözen ve asla hata yapmayan karakterler zamanla tahmin edilebilir hale gelir ve bu çok sıkıcıdır. Merak unsurunu ortadan kaldırır.

Bu nedenle karakterin en büyük hatayı yapmasına izin vermelisin. Ardından bu hatanın sonuçlarını ortadan kaldırmak için acele etmemelisin. Pişman olsun. Kaybetsin. Kendini savunmaya çalışsın. Başkalarını suçlasın. Belki de uzun süre hatasını kabul etmesin. Çünkü bazı değişimler, karakterin bir anda doğru yolu bulmasıyla değil, yanlış yolda ilerlemenin bedelini ödemesiyle başlar.

Bazen En Ağırı: Karakteri Kendisiyle Yüzleştirmek

Bir karakterin yaşayabileceği en büyük yıkım her zaman dış dünyadan gelmez. Bazen insanı en çok yaralayan şey, kendisi hakkında yıllardır inandığı bir gerçeğin yanlış olduğunu keşfetmesidir. Kendisini cesur sanan biri, aslında yalnızca kaybedecek bir şeyi olmadığı zamanlarda cesur davranmış olabilir. Kendini fedakar olarak gören biri, yaptığı iyiliklerin karşılığında takdir bekliyor olabilir. Herkesi koruduğunu düşünen biri ise başkalarının hayatlarını kontrol etmeye çalışıyor olabilir.

Yazar olarak bu çelişkileri ortaya çıkarmak senin elinde. Örneğin, hayatını dürüstlük üzerine kurmuş bir karakter düşün. İnsanların yalan söylemesine tahammül edemiyor ve kendisini herkesten daha ahlaklı görüyor. Hikayenin ilerleyen bölümlerinde onun geçmişte yaptığı bir hatayı gizlediğini öğreniyoruz. Üstelik bu hatayı yalnızca kendisini korumak için değil, başkalarının hayatını etkileyecek şekilde saklamış.

Bu keşif karakteri iki farklı yönden sarsabilir. Birincisi, çevresindeki insanların ona duyduğu güveni kaybedebilir. İkincisi, kendisini tanımladığı bütün değerleri sorgulamak zorunda kalabilir. İkinci çatışma çok daha derindir. Çünkü artık mesele yalnızca insanların ona kızması değildir. Karakter, kendisinin sandığı kişi olup olmadığını düşünmeye başlar. Böyle bir yüzleşme, hikayenin ilerleyen bölümlerinde karakterin dönüşümünü hazırlayabilir. Hatasını kabul edip değişmeye çalışabilir ya da kendisini haklı çıkarmak için daha büyük yanlışlara sürüklenebilir.

Her iki ihtimal de anlatı açısından değerlidir. Önemli olan, karakterin karşılaştığı gerçeğin onu bir şekilde etkilemesidir. Okur, karakterin kusurlarını yalnızca öğrenmek değil, o kusurların sonuçlarını da görmek ister.

Her Şeyi Kaybettir, Ama Sebepsizce Değil

Karakterine acı çektirmek istiyorsan önünde sınırsız sayıda seçenek var. İşini kaybedebilir, ailesinden uzaklaşabilir, arkadaşları tarafından terk edilebilir, büyük bir başarısızlık yaşayabilir veya uzun süredir peşinden koştuğu hayalini kaybedebilir.

Ancak burada dikkat etmen gereken önemli bir nokta var: Bir karakterin başına ne kadar çok kötü olay gelirse hikayenin o kadar iyi olacağını düşünmek yanlıştır. Üst üste sıralanan felaketler, aralarında anlamlı bir bağ yoksa okurda derinlikten çok yapaylık hissi yaratabilir. Bir noktadan sonra okur, karakterin yaşadıklarına üzülmek yerine yazarın onu neden rahat bırakmadığını sorgulamaya başlayabilir.

Bu yüzden her olayın bir amacı olmalı. Karakterin yaşadığı kayıp onun bir özelliğini açığa çıkarabilir, daha önce yaptığı bir hatanın sonucunu gösterebilir veya onu zor bir karar almaya itebilir. Olaylar karakterin yolculuğuna katkı sağlamalıdır.

Diyelim ki karakterin en yakın arkadaşını kaybetti. Bu kayıp yalnızca okuru üzmek için kullanılmamalı. Arkadaşının yokluğu, karakterin daha önce fark etmediği bir bağımlılığı açığa çıkarabilir. Onunla yarım kalan konuşmalar, geçmişteki hatalar veya söylenmemiş sözler karakterin kararlarını etkileyebilir. Böylece kayıp, hikayenin dışında duran bir trajedi olmaktan çıkar ve karakterin gelişimini etkileyen bir unsura dönüşür.

Bir başka önemli nokta da şudur: Karakterin yaşadığı her sorunun ardından hemen bir rahatlama sunmak zorunda değilsin. Bazen sorunlar bir süre devam etmeli, bazen yapılan hataların telafisi mümkün olmamalı, bazen de karakterin eski hayatına dönmesi imkansız hale gelmeli, karakter dönüşmelidir. Kitabın ilk başlarında okurun tanıdığı karakter, kitabın son sayfası bittiğinde bambaşka bir hale gelmelidir. Tıpkı hayat gibi…


Beğendin mi? Arkadaşlarınla Paylaş O Zaman!

1533
Mustafa Alnıak
Çılgın bir kalabalığın uğultusuna kulak tıkayan, sükunet içinde okudukları ve yazdıkları ile meşgul dost bir yabancı…

0 Comments

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir