Bazı filmler vardır, bittiğinde jenerik akar ve hayatınıza devam edersiniz. Bazı filmler ise bitmez. Televizyonu kapattıktan, bilgisayarın ekranını kararttıktan, hatta aradan yıllar geçtikten sonra bile bir yerlerde yaşamaya devam eder. Esaretin Bedeli tam olarak böyle bir film.
1994 yapımı The Shawshank Redemption, yıllardır IMDb Top 250 listesinin zirvesinde duruyor. Bugün IMDb puanı 9.3 ve milyonlarca izleyicinin verdiği oyla dünyanın en yüksek puan alan filmlerinden biri olmayı sürdürüyor. Fakat insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Esaretin Bedeli neden bu kadar seviliyor? Bir hapishane filminden söz ediyoruz. İçinde ölüm var, yalnızlık var, adaletsizlik var. Buna rağmen filmin merkezinde karanlıktan çok umut bulunuyor. Belki de onu diğer filmlerden ayıran şey tam olarak bu.

Esaretin Bedeli ne anlatıyor?
Filmin merkezinde Andy Dufresne adında bir bankacı var. İşlemediğini söylediği bir cinayet nedeniyle ömür boyu hapse mahkum ediliyor ve Shawshank Hapishanesi‘ne gönderiliyor. Burada Andy’nin yolu yıllardır hapishanede bulunan Ellis “Red” Redding ile kesişiyor. Ama Esaretin Bedeli konusu, yalnızca bir adamın hapishaneden kurtulma mücadelesinden ibaret değil. Film aslında insanın kendisine ait olan bir şeyi, yani umudunu, elinden alınan her şeye rağmen nasıl koruyabileceğini anlatıyor.
Andy hapishaneye girdiğinde özgürlüğünü kaybediyor. Zaman geçtikçe dışarıdaki hayatından, alışkanlıklarından ve eski kimliğinden de uzaklaşıyor. Shawshank’in duvarları yalnızca mahkumları içeride tutmuyor; yıllar geçtikçe insanın zihninde de duvarlar örüyor. Filmin en etkileyici taraflarından biri de burada başlıyor. Çünkü Andy’nin asıl savaşı hapishanenin duvarlarıyla değil, o duvarların insanın içinde oluşturduğu kabulle.
Esaretin Bedeli neden IMDb’nin 1 numarası?
Bunun tek bir cevabı yok. Zaten IMDb’nin en iyi filmi gibi bir sıfatı tek başına açıklamak da kolay değil. Bir filmin milyonlarca insan tarafından sevilmesi, yalnızca teknik olarak kusursuz olmasıyla açıklanamaz. Bazen bir film insanların hayatında kendilerine ait bir yere dokunur. Esaretin Bedeli bunu çok iyi başarıyor. Film özgürlük hakkında konuşuyor ama özgürlüğü yalnızca hapisten çıkmak olarak göstermiyor. İnsan bazen dışarıda olup içeride yaşayabilir. Bazen de dört duvarın arasında olmasına rağmen zihninde özgür kalabilir. Andy’nin en büyük özelliği bu. Şartların onu tanımlamasına izin vermiyor. Hapishane onun bulunduğu yer olabilir ama kim olduğunu belirleyen yer değil. Bu ayrım küçük gibi görünüyor fakat filmin bütün ruhu bunun üzerine kuruluyor.
Asıl mesele hapishane değil
Esaretin Bedeli incelemesi yapılırken genellikle hapishane hayatı, Andy’nin mücadelesi ve filmin finali anlatılıyor. Oysa bana göre filmin asıl meselesi hapishane değil. Asıl mesele alışmak. İnsan her şeye alışabiliyor. Kötü bir hayata, kötü bir işe, yalnızlığa, korkuya, hatta mutsuzluğa bile. Filmin karakterlerinden Brooks bunun en güçlü örneği. Yıllarını Shawshank’te geçirdikten sonra dışarı çıktığında özgür bir insan olması gerekirken kendisini daha büyük bir hapishanenin içinde buluyor. Çünkü yıllar boyunca hapishaneye alışmış. Burada film çok sert bir soru soruyor:
Ya özgürlükten korkmaya başlarsak?
Belki de insanın en büyük hapishanesi, içinde bulunduğu şartlardan çok o şartlara alışmasıdır.
Andy Dufresne neden bu kadar etkileyici?
Andy’nin klasik bir kahraman gibi davranmaması karakteri daha da güçlü hale getiriyor. Bağırmıyor, sürekli kavga etmiyor, kendisini ispatlamak için etrafındaki herkesi ezmeye çalışmıyor. Sessiz. Sabırlı. Ve belki de en önemlisi, umudunu kaybetmiyor. Andy Dufresne karakterinin gücü fiziksel bir güçten gelmiyor. Onu güçlü yapan şey, başkalarının onun adına karar vermesine izin vermemesi. Hapishane onun bedenini içeride tutabiliyor ama zihnini ele geçiremiyor. Bu yüzden Andy’nin hikayesi yalnızca hapishaneden kaçış filmi olarak değerlendirildiğinde filmin büyük kısmı kaçırılmış oluyor.
Red’in anlattığı hikaye neden önemli?
Morgan Freeman’ın canlandırdığı Red, filmin yalnızca anlatıcısı değil. Aynı zamanda Andy’nin hikayesini anlamamızı sağlayan kişi. Red yıllar boyunca insanlara çeşitli şeyler temin ediyor. Hapishanede “bir şeyi bulabilecek adam” olarak tanınıyor. Fakat Andy ile tanıştıktan sonra onun hayatındaki rolü değişiyor. Andy Red’e bir şey öğretiyor: Umut etmek. Belki de filmin en güzel tarafı burada ortaya çıkıyor. Andy’nin özgürlüğe olan inancı zamanla Red’e de bulaşıyor. Bir insanın başka bir insanı kurtarması her zaman onu fiziksel olarak bulunduğu yerden çıkarması anlamına gelmiyor. Bazen sadece ona yeniden inanabileceği bir şey vermek yeterli.
0 Comments