Keyfisanat.com 8 Yaşında: Yazmanın, Kaybolmanın ve Yeniden Bulmanın Hikayesi

Ekim 2018'de başlayan keyfisanat.com yolculuğum, sekizinci yılına ulaştı. Bizi var eden tüm okurlarıma sonsuz teşekkürler ^^


1535
keyfisanat.com

Bazı şeyler vardır, insan onları başlatırken aslında ne yaptığını tam olarak bilmez; büyük planlar kurmaz, uzun vadeli stratejiler yapmaz, hatta çoğu zaman “acaba tutar mı?” diye bile düşünmez… sadece içinden bir ses gelir ve “yaz” der, işte keyfisanat.com da tam olarak böyle bir sesin peşine düşülerek başladı. 5 Ekim 2018’de, dünyanın en ciddi işi değilmiş gibi ama bir o kadar da içten bir kararla açıldı bu site; sanki birkaç yazı yazılır, sonra unutulur, belki de kimsenin uğramadığı dijital bir sokak olarak kalır diye düşünülerek…

Ama öyle olmadı.

Zaman dediğimiz şey garip çalışıyor; sen bir yazı yazıyorsun, sonra bir tane daha, sonra bir bakıyorsun aylar geçmiş, yıllar geçmiş, sen değişmişsin ama yazma isteğin hiç değişmemiş. Bazen yazdıkların sana bile yabancı geliyor, “bunu ben mi yazdım?” diyorsun, bazen de bir cümle kuruyorsun ve o cümle günlerce zihninde dolaşıyor, sanki senden bağımsız bir hayat kurmuş gibi. İşte bu site, biraz da böyle cümlelerin biriktiği bir yer oldu; zamanla 500’ün üzerinde yazıyla büyüyen, her bir yazının içinde biraz başka bir ruh halini saklayan sessiz bir arşiv gibi.

Elbette her şey romantik değildi. Bazen uzun süre hiçbir şey yazamadım, siteye girip boş boş baktığım, “bugün de yazmadık” diyerek sekmeyi kapattığım günler oldu. Hatta dürüst olayım, birkaç kez “acaba kapatsam mı?” diye düşündüğüm bile oldu. Ama sonra garip bir şey fark ettim: insan bazı şeyleri kapatamıyor, çünkü aslında kapatmak istediği şey bir site değil, kendi içindeki bir parçaydı. Ve insan, kendinden o kadar da kolay vazgeçemiyor.

keyfisanat.com zamanla bir blog olmaktan çıktı; bir tür hafıza mekanına dönüştü. İçinde sanat var, edebiyat var, sinema var… ama en çok da onları anlamaya çalışan bir zihin var. Bazen bir filmin sahnesine takılıp uzun uzun yazdım, bazen bir kitabın altını çizdiğim cümleleri (aslında kitaplarımda asla cümle altlarını çizmem, kitaba zarar vermek istemem) buraya taşıdım, bazen de sadece içimden geçenleri bir başlık bulup yazıya dönüştürdüm. Kısacası bu site, sadece içerik üretilen bir yer değil; düşünmenin, hissetmenin ve anlamaya çalışmanın bir biçimi oldu.

Bazen eski yazılara dönüp baktığımda hafif bir utanç hissiyle gülümsüyorum, bazen de “fena değilmiş” diyerek kendime küçük bir selam veriyorum. Bu da sanırım yazmanın en güzel tarafı: insan kendi geçmişine bakabiliyor, hem de filtresiz.

Tabii işin bir de görünmeyen tarafı var; bir yerlerde, tanımadığın insanların gelip yazdıklarını okuması. Bu hala bana biraz tuhaf geliyor, çünkü yazarken çoğu zaman tek başınasın, odanda, ekranın karşısında, belki gece yarısı, belki çayını soğutmuşsun farkında olmadan… ama sonra birileri o satırlarla karşılaşıyor. Kim olduklarını bilmiyorsun, nereden geldiklerini bilmiyorsun, hatta çoğu zaman ne düşündüklerini de bilmiyorsun. Ama yine de bir bağ kuruluyor. Sessiz, görünmez ama gerçek bir bağ.

Ve şimdi… sekiz yıl.

Bunu yazarken bile hafif bir duraksama yaşıyorum, çünkü sekiz yıl dediğin şey öyle az buz bir zaman değil; bazı diziler bu kadar sürmüyor, bazı hevesler birkaç ayda sönüyor, bazı projeler ilk heyecanını kaybedince ortadan kayboluyor. Ama bu site kaldı. Belki çok iddialı değildi, belki hiçbir zaman “en büyük” olmadı, ama hep bir şekilde var oldu. Bazen sessiz, bazen daha canlı, ama hep burada.

Şunu da itiraf edeyim: bu süreçte siteyi büyütmek kadar, kendimi büyüttüm. Yazdıkça düşünmeyi öğrendim, düşündükçe yazmayı. Bazen saçmaladım, bazen abarttım, bazen gereksiz yere uzattım (ki bunu şu an da yapıyor olabilirim, kabul ediyorum), ama hepsi bu yolculuğun bir parçasıydı. Kusursuz değildi, zaten olmaya da çalışmadı.

Bugün burada, bu satırları yazarken, aslında tek bir şey söylemek istiyorum ama onu da uzatarak söylemek istiyorum, alışkanlık işte. Bu siteye bir şekilde yolu düşen herkese, ister bir saniyeliğine uğrayıp çıkan, ister gerçekten oturup okuyan, ister sadece başlığa bakıp geçen herkese… teşekkür ederim. Çünkü bir metnin karşısında birinin olması, onu anlamlı kılan şey. Yoksa yazmak, biraz da boşluğa konuşmak gibi.

Belki bundan sonra daha düzenli yazarım, belki yine kaybolurum, belki “yarın yazarım” deyip haftalarca yazmam; ama şunu biliyorum ki keyfisanat.com artık sadece bir site değil, geri dönülecek bir yer. Benim için de, belki senin için de.

Ve eğer bir gün yine yolun buraya düşerse, büyük ihtimalle ben hâlâ bir şeyler yazıyor olacağım. Belki daha iyi, belki daha kötü… ama kesinlikle daha uzun 🙂


Beğendin mi? Arkadaşlarınla Paylaş O Zaman!

1535
Mustafa Alnıak
Çılgın bir kalabalığın uğultusuna kulak tıkayan, sükunet içinde okudukları ve yazdıkları ile meşgul dost bir yabancı…

0 Comments

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir