
Quebec’in kırsalında hayatın sesi giderek azalıyor. Yollar boş, evler terk edilmiş ve insanlar birbirinden uzak durmaya başlamış. Ne olduğunu kimsenin tam olarak anlayamadığı bir salgın, kısa sürede hayatın bildiğimiz düzenini ortadan kaldırmış. Hayatta kalanlar ise artık yalnızca hastalığa yakalanmaktan değil, karşılarına çıkacak insanlardan da korkmak zorunda.
Ravenous: Aç Gezenler, 2017 yapımı bir Kanada salgın filmi. Hikaye, gizemli bir hastalığın insanları saldırgan ve tehlikeli varlıklara dönüştürdüğü bir dünyada geçiyor. Salgının ardından hayatta kalmayı başaran küçük bir grup insan, güvenli bir yer bulabilmek için kırsal bölgede ilerliyor. Ancak yolları kesişen herkesin dost olup olmadığı belirsiz. Güven duygusunun neredeyse tamamen ortadan kalktığı bu dünyada, hayatta kalmak kadar kime güveneceğini bilmek de büyük bir sorun haline geliyor.
Filmin dikkat çekici tarafı, salgını büyük bir kaosun ortasında anlatmaması. Ortalık sürekli savaş alanına dönmüyor. Bunun yerine sessizlik, boşluk ve belirsizlik ön plana çıkıyor. Terk edilmiş evler, ormanlar, boş yollar ve birbirinden kopmuş insanlar filmin karanlık atmosferini oluşturuyor. Bu sakinlik, yaşananların etkisini daha da güçlü hissettiriyor.
Ravenous, klasik zombi filmlerindeki hızlı tempolu kovalamacalara ve sürekli devam eden çatışmalara fazla yaslanmıyor. İnsanların yaşadığı korku daha sessiz ve daha içten işleniyor. Bir karakterin karşısındaki kişinin gerçekten insan olup olmadığını anlamaya çalışması bile filmin gerilimini yükseltmeye yetiyor. Salgın ilerledikçe yalnızca bedenler değil, insanların birbirlerine duyduğu güven de parçalanıyor.
Filmin karakterleri de bu nedenle önemli. Hayatta kalan insanlar kusursuz kahramanlar değil. Korkuyorlar, hata yapıyorlar, birbirlerinden şüpheleniyorlar ve bazen ne yapmaları gerektiğini kendileri de bilmiyorlar. Bu durum, filmi yalnızca bir salgın filmi olmaktan çıkarıp insan davranışlarına dair daha karanlık bir hikayeye dönüştürüyor.
Filmin adı olan Ravenous, yani “açgözlü, doymaz” anlamına gelen kelime, hikayenin temelindeki açlık duygusunu da karşılıyor. Salgınla birlikte ortaya çıkan saldırganlık, insanların bildiği dünyanın yavaş yavaş ortadan kalktığını gösteriyor. Burada asıl mesele yalnızca enfekte olanlardan kaçmak değil; düzenin tamamen çöktüğü bir ortamda insanlığını koruyabilmek.
Robin Aubert’in yönettiği film, korkuyu yüksek sesli sahnelerden çok atmosfer üzerinden kuruyor. Uzun sessizlikler, geniş ve ıssız mekanlar ve karakterlerin sürekli tetikte olması, izleyicide rahatsız edici bir bekleyiş duygusu yaratıyor. Bu nedenle Ravenous: Aç Gezenler, klasik anlamda bir zombi filmi izlemek isteyenlerden çok, daha ağır ilerleyen ve atmosferiyle rahatsız eden kıyamet sonrası filmleri sevenlere hitap ediyor.
Filmin en güçlü yanı ise salgının kendisinden çok, salgından sonra geriye kalan dünyayı göstermesi. İnsanlar hala hayatta olabilir, fakat eski hayatlarından geriye pek bir şey kalmamıştır. Evler yerindedir, yollar hala oradadır, ağaçlar büyümeye devam eder; fakat bütün bunların içinde insan hayatının anlamı değişmiştir.
Ravenous: Aç Gezenler, büyük bütçeli salgın filmlerinin gösterişli dünyasından uzak, daha sakin ve tekinsiz bir yapım. Korkuyu kanlı sahnelerden ziyade sessizlikle yaratıyor. Dünyanın sonunu bağırarak değil, neredeyse fısıldayarak anlatıyor. Belki de filmin en rahatsız edici tarafı tam olarak bu: Her şey sona ererken etrafta neredeyse hiç ses olmaması.
0 Comments