Deneme Yazmak, Kendinle Konuşmanın Edebiyata Dönüşmüş Halidir


1522

Edebiyatın bazı türleri vardır ki okuru bir olayın içine çeker, karakterlerin peşinden sürükler ya da bambaşka dünyaların kapısını aralar. Deneme ise bunların hiçbirini yapmak zorunda değildir. O, dışarıdaki dünyadan çok insanın içindeki dünyaya bakar. Bir deneme yazısını okumaya başladığınızda aslında bir başkasının düşüncelerine misafir olduğunuzu sanırsınız. Fakat sayfalar ilerledikçe fark edersiniz ki asıl misafir olduğunuz yer kendi zihninizdir. Çünkü iyi bir deneme, yalnızca yazarın anlattıklarını değil, okurun yıllardır susturduğu düşünceleri de gün yüzüne çıkarır. Bu nedenle deneme yazmak, yalnızca kelimeleri bir araya getirmek değildir; insanın kendi içine yönelmesi, kendini anlamaya çalışması ve bu iç konuşmayı başkalarıyla paylaşacak cesareti gösterebilmesidir. Belki de bu yüzden deneme, edebiyatın en samimi türüdür. Bir maskeye ihtiyaç duymaz, kahramanlar yaratmaz, büyük olayların arkasına saklanmaz. Yazar, bütün kusurlarıyla ve bütün içtenliğiyle okurun karşısına çıkar.

Deneme yazısını diğer türlerden ayıran en önemli özelliklerden biri, okuru kendisiyle baş başa bırakabilmesidir. Roman çoğu zaman bize başkalarının hayatlarını anlatır, öykü kısa ama çarpıcı bir olayın etrafında dolaşır, şiir duyguları yoğunlaştırarak dile getirir. Deneme ise bütün bunlardan farklı olarak bir cevap vermek yerine yeni sorular doğurur. İyi bir deneme okuduktan sonra aklımızda kalan şey çoğu zaman yazarın cümleleri değildir. Bize bıraktığı düşüncelerdir. Yıllardır fark etmediğimiz bir yalnızlık, çocukluğumuzdan kalmış silik bir anı ya da uzun zamandır görmezden geldiğimiz bir duygu, bir anda satırların arasında karşımıza çıkar. Denemenin büyüsü tam da burada başlar. Çünkü o, okurun elinden tutup bir yere götürmez; sadece önüne bir ayna koyar. O aynaya bakıp bakmamak ise tamamen okurun cesaretine kalmıştır.

Belki de her deneme, insanın kendi içine yaptığı sessiz bir yolculuktur. Hayatta en zor yolculukların kilometrelerle ölçülmediği söylenir. Gerçekten de insanın kendi içine doğru attığı birkaç adım, bazen dünyanın öbür ucuna gitmekten daha yorucu olabilir. Deneme tam da bu yolculuğun edebiyattaki karşılığıdır. Bir yazar denizi anlatırken aslında özlediği huzuru anlatıyor olabilir. Yağan yağmuru yazarken belki de geçmişte kalan bir günü özlüyordur. Eski bir sokağı anlatırken çocukluğuna, kırılmış bir kalbi anlatırken kaybettiği umutlarına dönüyordur. Okur ise bu satırları okurken kendisinden izler bulmaya başlar. Çünkü insan, başkasının yaşadığı duyguların içinde kendi hayatını görmeye meyillidir. İşte denemeyi güçlü yapan da budur. Büyük olaylardan değil, küçük ayrıntılardan hareket eder. Dünyayı değiştirmeye çalışmaz; insanın dünyaya bakışını değiştirmeye çalışır.

Teknoloji değişiyor, şehirler büyüyor, alışkanlıklarımız farklılaşıyor, iletişim biçimlerimiz bile her geçen gün yeniden şekilleniyor. Fakat bütün bu değişimin ortasında değişmeyen bir şey var: İnsan. Hala seviyoruz, özlüyoruz, korkuyoruz, pişman oluyoruz, yalnız hissediyoruz ve umut etmeye devam ediyoruz. Deneme de tam olarak bu değişmeyen insanı anlatıyor. Bu nedenle aradan yüz yıl da geçse iyi bir deneme güncelliğini kaybetmiyor. Çünkü o, zamana değil insan ruhuna yazılıyor. İnsan ruhunun ihtiyaçları ise çağlara göre değişmiyor. Bugün okuduğumuz birçok eski denemenin hala bize dokunmasının nedeni de bu. Kelimeler yaşlanıyor olabilir ama insanın kalbi yaşlanmıyor. Aynı acılar farklı zamanlarda yeniden yaşanıyor, aynı sevinçler başka hayatlarda yeniden filizleniyor. Deneme de bütün bunların sessiz tanığı olmaya devam ediyor.

Deneme yazılarının okurun kalbine dokunmasının en önemli sebebi, onların kusursuz olmaya çalışmamasıdır. Samimiyet, denemenin en büyük gücüdür. Bir deneme yazarı okuruna yukarıdan seslenmez; onun karşısına geçip ders vermeye çalışmaz. Daha çok aynı bankta oturan iki insan gibi konuşur. Kimi zaman bir dostun sesi olur, kimi zaman uzun zamandır görmediğimiz bir arkadaşın mektubu gibi hissettirir. Okurken “Ben de böyle hissetmiştim ama bunu hiç dile getirememiştim.” dediğimiz anlar vardır. İşte o anlarda edebiyat gerçek anlamını bulur. Çünkü iyi bir yazar bize yeni duygular öğretmez; zaten içimizde var olan ama adını koyamadığımız hisleri görünür hale getirir. Belki de bu yüzden bazı denemeleri bitirdikten sonra kitabı hemen kapatamayız. Bir süre sessizce oturmak isteriz. Çünkü okuduklarımız yalnızca zihnimize değil, kalbimize de dokunmuştur.

Denemelerin yıllar geçse de eskimemesinin sırrı da tam burada gizlidir. Bazı eserler yalnızca yazıldıkları dönemin sorunlarını anlatır ve zamanla tarihi bir belgeye dönüşür. Oysa iyi bir deneme, belirli bir dönemin değil, insan olmanın hikayesini anlatır. Beklemek eskimez, özlemek eskimez, pişmanlık eskimez, umut eskimez. İnsan var olduğu sürece bu duygular da var olmaya devam edecektir. Bu yüzden farklı kuşaklardan insanlar aynı deneme kitabını okuyup bambaşka hayatlar yaşamalarına rağmen aynı satırın altını çizebilir. Çünkü onları buluşturan şey yaşadıkları çağ değil, taşıdıkları duygulardır. Gerçek edebiyatın ölümsüzlüğü de tam olarak buradan gelir.

Belki de deneme yazmak, insanın kendisine karşı gösterebileceği en büyük dürüstlüktür. Bu türde olay örgüsünün, sürükleyici bir kurgunun ya da unutulmaz kahramanların arkasına saklanamazsınız. Kelimelerinizin gücü, kurduğunuz cümlelerin gösterişinden değil, hissettirdiği gerçekten gelir. Okur, yapaylığı çok çabuk fark eder; ama samimiyeti de aynı hızla hisseder. İşte bu yüzden deneme yazarı, önce kendisiyle konuşmayı öğrenmek zorundadır. Kendi sessizliğini dinlemeyen biri, başkasının sessizliğine dokunamaz. Belki de deneme yazmak, insanın kendi içine tuttuğu aynayı okurun önüne usulca bırakmaktır. O aynaya bakan herkes farklı bir yüz görür ama hissettiği şey ortaktır: İnsan olmanın bütün kırılganlığı, bütün güzelliği ve bütün yalnızlığı.

Dünyanın gürültüsü her geçen gün biraz daha artıyor. Ekranlar çoğalıyor, haberler hızlanıyor, düşünmeye ayırdığımız zaman giderek azalıyor. Belki de tam bu yüzden denemeye bugün her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Çünkü deneme, bize yavaşlamayı öğretir. Kendimizi dinlemeyi, bir duygunun üzerinde durmayı, bir cümlenin içinde uzun süre kalabilmeyi hatırlatır. Bazen insanın bütün hayatını değiştiren şey, uzun bir kitap değil; doğru zamanda okuduğu tek bir cümledir. Denemeler de işte o cümlelerin evidir. Belki bu yüzden deneme yazmak, gerçekten de kendinle konuşmanın edebiyata dönüşmüş halidir. Ve belki de insan, kendini en çok başkasının içtenlikle yazdığı birkaç satırda bulur.


Beğendin mi? Arkadaşlarınla Paylaş O Zaman!

1522
Mustafa Alnıak
Çılgın bir kalabalığın uğultusuna kulak tıkayan, sükunet içinde okudukları ve yazdıkları ile meşgul dost bir yabancı…

0 Comments

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir