İnsanın Anlam Arayışı


1480
yeni foça

İnsan, dünyaya geldiği ilk andan itibaren anlam aramaya başlayan bir varlıktır. Belki de bizi diğer canlılardan ayıran en büyük özelliklerden biri budur: Sadece yaşamakla yetinmeyiz, neden yaşadığımızı bilmek isteriz. Bir ağacın büyümesi için bir sebebe ihtiyacı yoktur, bir kuşun uçarken nereye vardığını sorguladığı görülmez. Ama insan, nedendir bilinmez attığı her adımın arkasında görünmeyen bir hikaye arar.

Bir sabah uyandığımızda pencereden dışarı bakarız. Aynı sokak, aynı binalar, aynı insanlar… Fakat bazı günler her şey daha farklı görünür. Çünkü değişen dünya değil, bizim ona yüklediğimiz anlamdır. Aynı yağmur kimi insan için kasvetli bir havadır, kimi insan için yıllardır beklediği huzurun sesidir. Yaşadığımız şeyler kadar, onlara verdiğimiz anlam da hayatımızı şekillendirir.

İnsan bazen sahip olduklarıyla değil, sahip olduklarına yüklediği anlamla mutlu olur. Eski bir saatin, yıllar önce kaybettiğimiz birinden kalan bir mektubun ya da çocukken oturduğumuz bir evin bizim için değeri, maddi karşılığından çok daha büyüktür. Çünkü insan eşyaları değil, anıları taşır. Bir nesneyi değerli yapan çoğu zaman kendisi değil, içinde sakladığı hikayedir.

Belki de bu yüzden insan kaybettiği şeylerin ardından sadece bir nesneyi ya da bir kişiyi kaybetmiş olmaz. O şeyle birlikte kurduğu anlam dünyası da sarsılır. Bir evin yıkılması sadece duvarların yok olması değildir. O duvarların içinde geçen yılların, söylenen sözlerin, yaşanan sessizliklerin de ortadan kalkmasıdır.

İnsanın anlam arayışı bazen onu yorabilir. Çünkü hayat her zaman cevaplarını kolayca vermez. Bazen yıllarca uğraştığımız bir şeyin aslında bizim için önemli olmadığını fark ederiz. Bazen herkesin peşinden koştuğu başarıların, övgülerin ve kazanımların içinde kendimizi daha yalnız hissederiz. Çünkü insanın aradığı şey her zaman daha fazlası değildir. Bazen sadece yaptığı şeyin bir anlam taşıdığını hissetmek ister.

Modern dünyanın en büyük yanılgılarından biri belki de budur: Her şeyi ölçülebilir hale getirmeye çalışmak. Başarıyı rakamlarla, mutluluğu sahip olduklarımızla, değeri insanların bize verdiği tepkilerle anlamlandırmaya çalışıyoruz. Oysa insanın iç dünyasında bazı şeylerin ölçüsü yoktur. Bir dostla yapılan kısa bir konuşmanın, yıllar sonra hatırlanan bir cümlenin ya da sessizce geçirilen bir akşamın değerini hiçbir sayı anlatamaz.

İnsan, kendi hikayesini yazan bir varlıktır. Aynı olay iki farklı insanın hayatında bambaşka izler bırakabilir. Bir başarısızlık kimisi için son olurken, kimisi için yeni bir başlangıcın ilk sayfasıdır. Bir yalnızlık kimisi için boşluk olurken, kimisi için kendini keşfetmenin kapısıdır. Çünkü hayatın kendisi kadar, ona baktığımız yer de önemlidir.

Belki de anlam dediğimiz şey dışarıda bulduğumuz bir şey değildir. Belki insan, hayatına bakarken kendi anlamını yavaş yavaş inşa eder. Yaşadığı acılardan, sevinçlerden, kayıplardan, karşılaşmalardan ve küçük anlardan bir bütün oluşturur. Sonunda hepimiz aynı sorunun etrafında dolaşırız: “Bütün bunların anlamı ne?”

Belki bu sorunun tek bir cevabı yoktur. Belki insanı insan yapan da tam olarak budur. Çünkü anlam aramayı bıraktığımız anda sadece yaşamaya devam ederiz; fakat anlam aradığımız sürece gerçekten yaşadığımızı hissederiz. Belki de hayat, bize hazır bir anlam vermek için değil, kendi anlamımızı bulmayı öğrenmemiz için vardır.


Beğendin mi? Arkadaşlarınla Paylaş O Zaman!

1480
Mustafa Alnıak
Çılgın bir kalabalığın uğultusuna kulak tıkayan, sükunet içinde okudukları ve yazdıkları ile meşgul dost bir yabancı…

0 Comments

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir